Geriye dönüp bakınca anlıyorum. İçinde senkron kayması geçen hayat benimkiydi. Altmış beş yaşında bir adama yaptığım dublajdan farklı değil dudaklarımın zihninde bırakacağı lekesiz akıntı…

– Avuntu ne demek acaba?
– Avunmak ne demek?

Aklım nöbetçi tekel bayii ile nöbetteki teselliler arasında. Anlaşılacağı üzere aklım yerinde değil.

Kaybettiğim şeyler içinde en çok aklımı özlüyorum sözü ile aklını kaybedip ardından hükümsüzdür ilanı veren adamın sanrıları olmalı bunlar.

Şehir hatları vapur işletmesinin düzenlemiş olduğu ufak çaplı bir astral seyahat, gidişler kesin dönüşler mahşere…

Günlük gazete okumadığım için yargılayamazsınız beni, gözüm hep alt yazılarında ekran denen meretin.

Gözlerinizi gözlerimden ayırmadığınız için yargılarım ama sizi.

Benimle konuşurken gözlerime bakmanın arzusu sarmışken zihnimi bakmaya çok korkuyorum gözlerinin cevabına diyen adamın titrek dizeleri, korkak gözlerini yargıladığım kadar.

Belki seni asamam, idam yasaklandı bu memlekette.
Ama adam asmaca oynarken kağıdın bir yerlerine adını iliştirmeme engel teşkil etmez anayasamız.

Siz de beni yargılayamazsınız çaput parçalarına “belki” yazıp dallara bağladığım için.

Beni cezalandıramazsınız içinde ormandan toplanmış zehirli mantarlar geçen intihar senaryolarım için.