Şimdi;

İçinde benim olmadığım fotoğraflar saklı, kütüphanemde gözyaşlarının bıraktığı rutubet kokusu arasında.

İçinde benim olmadığım hatıralar çivili, zihnimin benimde tarif edemeyeceğim, kanalizasyonu patlamış sokaklarında.

İçinde benim olmadığım bir ev var, geçmediğim sokağın, sevilmeyecek kadar sarı bir apartmanının beşinci katında.

Teslim olduğumu ifade etmiyor muydu acaba, yıllar önce sırtımdan çıkarıp beyaz bir bayrak gibi dalgalandırdığım terli atletim.

Bu öyle bir savaş ki, kimse içinden sağ çıkamayacağını bildiği halde, öldürerek kendini yaşatmaya çabalıyordu.

Yunanların savaş tanrıları vardı hani. Onlar nerde şimdi? Savaşırken mi öldüler?

Öncesinde;

Sabaha dek kollarımın arasına öyle bir sarmışım ki seni, uyandığımda ellerim tenin kokuyordu sevgilim. Yüzümü yıkamaya korkuyorum senli sabahlarda, kokun ellerimden uçarsa diye.

Tek başıma çıkacaksam evden, yağmur yağsın ya da yağmasın hep bir şemsiye saplı avuçlarımda. Ellerim senin ellerin olmadan, portmantodaki askıdan farksız geliyor bana.

Sonrasında;

Rüyalarımda gördüğüm insanlar hep siyahi, acaba gözlerim kapalı olduğu için mi?

Soyut bir resmin anlatabildiklerini anlatabilecek kadar, insanlardan soyutladım kendimi.
Bu resmin çerçevesine en çok hatıra yakışır dedi iç sesim.
Bu tabloyu en çok yaşanmışlıklarım soyutlar, insanlardan.

— Gözlerini kapat.
— Benim duyduklarımı duyabiliyor musun?

Müzik, o kadar şiddetli bir duygu barındırıyordu ki içinde. Yaklaşmaya çalıştığımda, göğsüme sertçe çarpıyor ve beni bir adım geri gitmeye zorluyordu.

Müzik aramıza mesafe koyuyordu. İkimizin de içinde şiddetli duygular barınıyordu her mevsim fakat benzer kutuplar birbirini itiyordu.

Filmin bu sahnesinde, kadın erkeği, belinden kavramış ve tek vücut dans ediyorlar.

Etrafınızdaki insanlardan daha fazla sarhoş oluşunuz nasıl kabahat gibiyse, bu kadar sarhoş insanın içinde ayık olmakta o derece kabahat sanırım. Benim içimdeki ses, eşitlikten yanayken onlar daha fazla taşkınlık yapmanın peşindeler.

— Dur, öpme beni, kurguda hata yapmamalıyız.

Çünkü, bu filmin yönetmeni çok hassas. Esas kız öyle bir yerde öpmeli ki beni. İzleyenlerin akıllarında ilk öpücükleri canlanmalı.

Bu köşe yas köşesi, bu köşe küs köşesi, hani bunun ağlama gecesi?
Ağlama dedim, bu son mendilim ve sabaha daha çok var.

Kalbimin bağlı bulunduğu operatör yaşadığım şehre yeteri kadar baz istasyonu kurmamış olmalı diye düşünüyorum. Çekim gücü çok düşük iletişimler gelişiyordu insanlarla aramda. Zihnimin mesaj kutusu ağzına kadar doluydu.

Yer çekimi, yüreğimin çekiminin yanında zayıf kalıyordu. Ayaklarım her an yerden kesilebilir dedim.

Başım bedenimden bağımsız olmalı. Ona bu kadar kızdığım halde ağrımaya devam ediyor çünkü. Başım çok ağrıyor dostlarım. Bana ne yapmam gerektiğini unutturacak kadar başım ağrıyor.

Kafası karışmış, gülümseme ve ardından ellerim titriyor dedi kadın.

İkiz, üçüz, dördüz hatta beşiz dahi doğsanız, arada hep bir zaman farkı. Zaman dünyalarınız arasındaki fark.

Doğarken, yalnızdır insan. Zamandır, insanlardan ziyade sizi yalnızlaştıran veya kalabalıklara karıştıran.