Kısa boylu oluşumdan mı boyumdan büyük ettiğim laflar?

Nasıl oluyordu da aynı anda hem film izleyip hem de müzik dinleyebiliyordum. Hiç farkında olmadan bu yaptıklarımı aynı anda nasıl kaleme alabiliyordum?

Ne önemi vardı ki? Olması gerektiği için oluyordu elbet.

Konsantre olamadığım için oluyordu. Yıllarca gazete kağıtlarının üstünde yemek yediğim içindi bunlar. Çatalımı ne zaman tabağa uzatsam. Gözümün aşk cinayeti, intihar ve ekonomi geçen veyahut ta siyaset, iktidar, muhalefet geçen cümlelere takılmasıydı sorun.

Kim çatalının ucundaki patatese bakarken doların düşmesini altının yükselmesini aynı anda aklından geçirirdi ki?

İçtiğim sigaradan intihar tadı almamda az önce küllüğü boşaltırken gözümün çöpteki gazeteye takılmasından mı sebep?

At gözlüğü değil çıkart at şu gözlüğü dedim kendime. Yıllardır etrafını seyrettin her bir şeyin merkezine odaklanmak için geç kalıyorsun dedim. Önündeki kahveye bakmak yerine, kirli kahve tabağına takıldın sen dedim.

Kendi kendime konuşabilmemdi biraz olsun rehabilitasyon şeklim. O kadar çok konuştum ki aynalarda yüzüme. Başka yüzlerde kendimi anımsar oldum. Herkesten bir parça alıp zihnimin bulmacasına ekledim. Herkes parçasıydı aklımın. Aklım parça parçaydı. Bir bütün olana dek durmak yok dedim.

Sevmelerim, sevişlerim parça parçaydı. Önce filmlerdeki gibi öpüşüyordum. Nedense hiç kendi yatağımda sevişmiyor. Bütün aldatmalarımı bir otel odasına gizliyordum.

Alıntılar geçen bir hayat dedim. Kötü adam kadını terk ederken nasıl bakıyorsa yüzüne öyle bakıyordum. Arkamı dönüyor ve yürüyordum. Filmin orada bitmiş olduğu hatırlamamdan mütevellit, kendim oluyordum, senaryoya sadakatim bitiyor, kurgunun bir önemi kalmıyordu. Geride sadece spontann gözyaşları.

N’olurdu şimdi kapı çalınsaydı, sevdiğim kadınlardan her hangi birisi çantasından kırmızı şarabını uzatıp avuçlarıma, diğer elinde mendili gözlerimle çoktan ayrılık yaşamış, çenemi sıyıran gözyaşlarımı silseydi.

Ellerinin dolu oluşundan güç alıp bileklerinden kavrasaydım, kollarımda eşikten atlasa hemen girişteki kanepeye yine kollarımda tek gidişlik bir seyahatin yolcusu olsaydı.

Kirli kadehlerimiz hiç boşalmasa, bir yudum daha alsam kadehimden, kasıklarına boşalsam ama kadehler hiç boşalmasa. Terli sırtımda avuçların, en yüksek sesle dinliyorum bu çalan 21. konçerto.

Kulaklarımın uğultusunu bastırmaya yetmez hiçbir seviş, ne zaman çok içsem herkesten daha çok sağırdı bu gidiş.

Dur heyecanlanma dedim. Bu çalan kapı değildi.

İçinden işitsel halüsinasyonlar geçen ahmak bir bayram yalnızlığı. En az önceki bayramlar kadar resmi tatil, geç kalkılan uykular içinde iyi kelimesinin sıkça geçtiği temenniler şöleni.

Kutlu olsun.