İstiklal caddesinin manzarayla çeyrek asır önce küsmüş arka sokaklarından birinde, yer kabuğu ile arama giriyor götüm kadar sert bir minder. Soluklanıyorum virgül ağzımdan nefes alıp veriyorum. Kanımın kızılı dudaklarımı yalayıp, çenemi buluyor.

Köşe başlarına bela oluyorum ziyaret etmekten hoşlandığım sokakların.

Sen çok yoruluyorsun ya yokuşları çıkarken, düzlüğe vardığında hani daha bir konsantre yorgunluk. Benim düzlüğe çıkmama gerek yok işte, ne zaman konsantre bir yorgunluk aksa dizlerimden, burnum kanıyor. Burnum ile çenem arasında kanımla kroki çiziyorum, uzağından varıp geldiğim sokaklara, hatıra bırakmak üzere.

Köşe başlarına bela oluyorum, ruhum yaramaz çocuk kadrosuna alınmış bu sokağın, yirmi dört saat rutin mesailer neticesinde.

Ali ile Ayşe’nin yaşları toplamından daha fazla dikiş atılmış, kalem kadar keskin yaralarıma. Bünyesinde sert minderler barındıran sokaktaki binaların cepheleri aldırmıyor yağmurun ıslak dokunuşlarına.

Sıvalarına oral seks yapılan bina üstüme boşalıyor. Köşe başlarına bela oluyorum, tabiatı tahrik edercesine. Şemsiye ile kondom arasındaki benzerlikler geçiyor zihnimin peçete beyazından.

Bağlı bulunduğu belediye tarafından kaldırımlarına dubalar dizilmek suretiyle öpücükler kondurulmuş, burnumu kanatacak kadar yorgun düşüren sokağa.

Kanıma şarap, şaraba peynir ve kuru üzüm, üzüme de buruşmuş yüzüm eşlik ediyor, misafiri bol akşamüstünde. Akşamüstü, yüzümden akan günü, yüzüstü bırakmış.

Gençleri çalışan, yaşlıları emekli, akşamları sulu yemekli sokağın, karnı tok. İşte belki de en çok bu yüzden, sabahları memur, gündüzleri işçi, akşamüstü dedin mi de köşe başlarına bela oluyorum.

Oturduğum minderin yanında bir kapı, kapının sağında ziller, zillerin üstünde isimler. Tek başına sadece isimler bir yaşam şeklini nasıl olurda simgeler?

İzlediğim belgesellerin çoğunun içinde, geçmiyor bir sokak. Bir sokak düşünün sert bir minder eşliğinde bana durak olmuş.

Bir kadın geçiyor önümden, ağlayan. Ağlayan kadın gözyaşları ile beraber aslında tüm duygusallığını bu sokağa bağlayan. Ruhumun durağı, duygulara komşuluk ediyor. Komşuluk beni mest etmiyor. Kalçası her iki yönde senkronu hiç bozmadan dalgalanan kadın gelip geçiyor. Geçmiş mazi diye yâd ediliyor. Mazi durak ilan ettiğim sokakta, kapı önlerinde toz biriktiriyor.

Herhangi bir sabah, belediye işçisinden önce rüzgâr süpürecek kapı önlerinde biriken tozunu biliyorum.

Ama daha içinde kuru üzüm geçen akşamüstü, damakta hoş bir tat bırakan peynirli bir akşama yeni teslim ediyor kendini. Sabahtan banane ki.

İstiklal caddesine uzaktan akraba olan bir sokakta yorgunluğuna bir şişe şarap ve burnundan hala akmakta olan kan eşlik eden adama, içinden gelecek geçen zihni münasebetlerden ne ki?

Ben içimi kusuyorum, insanlar susuyor ve zaman duruyor köşe başlarına bela olduğum sokakta.

Devamı var.