Dünyanın en uzun öpüşmesinin, poşet hışırtısından farkı yok ki.
Sakalımın yanağını çizmesinden şikâyet eden biride yok. Sakalıma sözüm geçer elbet. Sakalımı kesmeyi akıl etmediğimden değil, her sakallıyı baban sanmandan mütevellit.

Üst üste koyduğumda boyumu aşacak kadar kitap okunmuş bu odada, son bir yıl içinde. Bir duvar dolusu çerçeveye yetecek kadar fotoğraf birikmiş aile albümümün kayıt dışı kategorisinde.

Televizyonun alt yazıları misali kelimeler aktı gözlerimin önünden. O kadar çok karakter, o kadar çok farklı duygu ve duruma şahitlik etti ki zihnim. Neden anlaşılamadığımı anlamak son bir yılımı aldı.

Pes edersem diye korkardım ya, çocukluktan gençliğe adım attığım serüvenin başında.
Artık korkmuyorum. Çünkü yarışmıyorum, sınır koymuyorum düşler sokağımın öteki ucuna.

Cebimde kalan son merhameti de senin için harcamışım, hiç farkında olmadan.
İnsanlar gaddarlığımı yüzüme vurdukça ve bunu anlatabileceğim bir sen olmayınca anladım. İşte sakallar burada devreden çıkıyor.

Daha zalim seviyorum artık insanları, parmağını ters çevirdiğim kız arkadaşım dün arayıp teşekkür etti mesela. Doktor raporu almış. İşinden de on gün ücretli izin vermişler. Daha fazla vakit geçirebilirmiş annesi ile ve hafta sonu Büyükada’da küçük küçük sevişmemizde hiçbir sakınca da yokmuş.

Ama ben kırık parmaklı kadınlarla sevişmem ki! Ben kalbi kırık kadınlarla da sevişmem. İki insan arasında geçen bir ilişkinin olmazsa olmazı beden bütünlüğü dedim. Kalbi kırık bir taraf diğerinin uzuvlarında kırığa yol açabilir.

Demek ki dedim, merhamet ettikçe, merhamete muhtaç olunuyormuş. Ceplerimde bir sürü madeni zalimlikle dolaşıyorum şimdi. İnsanların gözlerindeki ızdıraba aldırış etmeden.

— Neden sana ikram ettiğim kahveden bir yudum bile almadın?

İstemiyor gibi değildin oysa içer misin diye sorduğumda. İnsanlar ne istediklerini bilmiyor olmalı diyorum böyle zamanlarda. O zamanlarda kolunu yasladığı masadan parmaklarına uzanıyorum insanların ve o parmakları ters çeviriyorum. Önce gözünden yaş akıyor ertesi gün dudaklarından şükran.

İnsan düşünen bir hayvandır, demiş zat-ı muhterem. Bazen çok haklı bir söz gibi geliyor bana. Hayvanlar bu kadar kolay anlaşılabilirken, insanları anlamaya çalışmak ta neden?