Yüzünde, göz bebeklerinde gördüm suretimi. Bir insana sevmek bu kadar mı yakışmaz dedim, göz bebeklerindeki yüzüme bakaraktan.

Sevda kisvesi eğreti duruyordu üzerimde. Ne yaparsam yapayım tenim uyumsuzdu, yüzünün inciler dizilmiş kapısına. Dudakların ahenk için fırsat kollarken, benim en çok avuç içlerim terliyordu.

O kadar çok izmarit saplanmıştı ki parmaklarımın arasına, tenimin sarısı ancak bir ağacın gövdesinde kamufle olabilirdi. Beni saramazdın. Çünkü o zaman ikimizde av olurduk. Doğanın kanunları vardı. Ekosistem vardı ve ben ekosisteme aykırı yaşarken boşalmış kahve fincanlarının gölgesinde, sen hayallerindeki uçsuz bucaksız ovayı görmeyi hayal ediyordun göğsümde.

Yetişkinden ziyade yetişmiş bir insanım ve annemin porselen vazosunun kırılması, hayatımızda önemli bir yer teşkil etmiyor. Çünkü o porselen bir vazo ve annem vazolarda hatıra değil, yapma çiçek biriktirir.

Kalbini kırdığım insanlar geliyor aklıma, eğer bir seçeneğim olsaydı kafalarını kırmayı tercih ederdim diyorum. Telafisi mümkün kırgınlıklardan tarafım. Bir yandan da eğer kafalarını doğru kullansalar kalplerini kırmazdım diyorum.

İnsan doğarken, yanında ne bir kullanma kılavuzu nede garanti belgesi veriliyor. Bir insanın doğumu kredi kartına on iki taksite bölünebiliyor. Buna karşılık ay sonunda kredi kartı hesap özetiniz de müjde bir çocuğunuz oldu yazmıyor.

Yeni nesil, bizim geleceğimizmiş, peh. Duyda inan. Anlasanıza işte, size taksitle gelecek vaat ediliyor, ben ve benim gibisinden insanlar tarafından da kırık kalpler.

Taksiciler gece tarifesi kaldırıldığından beri isyan ediyor, çünkü bir insan taşımak ile sarhoş bir insan taşımak arasında ki fark, kredi kartı hesap özeti ile tarif edilemiyor.

Farz edelim ki uçak düştü! Bavullarıma ne olacak?
Sana ne olacaksa işte onlara da o olacak.
Sen bir bavulsun, anla işte.
Hatta bazen bavul senden üstün. Sen bagaj tesliminde bavulunu bekliyor olacaksın ama seni beklemiyor olabilirler, uçağın indiği, havası önce nemli gelecek olan kentte.

İşte bu ve bunun gibi onlarcasını akıtıyorken, beynim ve göğsüm arasıdaki karmakarış olmuş koordinatlardan. Kırk tilki dolaşsa keşke, ama Nuh’un gemisindeki kadar kalabalık bu adamın kafası ve üzerime felaketten çok gözyaşı akıtıyor sevmeye çalıştığım ne varsa.

Sevmek yakışmıyor çünkü aklımda, düşen bir uçak ve sahibi bilinmeyen bir bavul. Yüzünün inciler dizilmiş kapısının anahtarı da o bavula saklanmış.