Sahibinden kiralık rüyalar ve hiçte kuş tüyü olmayan yataklarda süresi sekiz saati geçmeyen uykular şehriydi yaşadığım kent.

Yaşamak dedim, hayır benden önce birisi çıkıp söylemişti bunu mutlaka. Yaşamak, pamuk ipliğine bağlı ve pamuk denen meret ipek böceğinin kozasına. Birileri n’olur beni tarım ve hayvancılık konusunda aydınlatsın.

Arka bahçemizde pekte güzel domates yetiştirebilirdik. O zaman yaşamımız domates fidelerine mi bağlı olacaktı?

Yaşamımızı bir şeye, bir yere ve bir nedene bağlamak neden ki?

İnsanlardan çok insan azmanına dönüşmüştük sanırım, birileri tasmalarımızdan sıkı tutsa fena olmazdı. Yoksa neden bu kadar bağlanma isteği.

Vazgeçtim benim yaşamım pamuk ipliğine falan bağlı değil. Sokağımızın köşesindeki aydınlatma direğine bağlı. Oda şehir şebekesine, şehir şebekesi de yanılmıyorsam, barajlara, barajlar akarsulara, akarsular denizlere, denizler okyanuslara…

Tohumdan fidana, fidandan ağaca, ağaçtan ormana, dönmeli, dönmeli ve daha çok dönmeli bilmenizde fayda var bu bir dolap ve dönmeli.

Dönmeli dolap günde üç mesai dönmeli. Oda bağlanmış şehir şebekesine, dünyanın hızına ayak uydurmak zorunda değil ama dönmeli.