kaset

Kibrit kutusu büyüklüğünde hayaller kuruyordum. Yaşadığım her şey kurmacaydı. İnsanlar çok kurcalamasın istiyordum. Bir adım daha atarsan ateş ederim dedim.

Puro küllüğüme sigaramı bırakıp, bas bariton sesimle, kendine bir viski doldur dedim. Aynadaki yüzüme konuşmak güvenliydi, kalbim kırılmazdı çünkü. Su bardağından çay içmek kadar saçma değildi puro küllüğünde sigaranızı söndürmeniz. Ben su bardağında çay içmezdim, aslında puro küllüğümde yoktu. Olmasını isterdim aslında, ama yoktu. Aynadaki yüzümle konuşurken malzemeye ihtiyacım oluyor. İçinde hayali eşyaların geçtiği sohbetler açıp, gerçek insanlara küfürler savuruyorum. (bunu sesli yapıyorum)

Bir arkadaşımın annesi ile yatmıştım, takribi dört yaşında falan. Şimdi olsa yapmam dedim kendime.

— Sonra?

— Bir viski daha alır mısın?

— Evet lütfen.

On dört yaşımdaydım, bilemedin on beş. Bil semde, bilemesem de daha yolun başındaydım. Sevdiğimiz şarkıcıların kasetlerini biriktirir, evlerde toplanır, sevdiğimiz şarkıları dinletirdik birbirimize. Seninle ilk kez o gün öpüştüm. Sevişmek için çok erkendi, öpüşmek içinse ideal şarkıydı fonda çalan. Keşke kaset sarmasaydı dedim kendi kendime. Bir daha hiç o şarkıda öpüşmedik. Kaset sarmıştı çünkü.

İnsanlar da kaset gibi dedim, sarıyorlar. Bir sigara sardım, içmedim ama. Seni bekledim ben.

Led ışıklı tabelalar uzaktan okunmuyordular, yakından da çok çirkindiler. Ben neon ışıklı pavyon tabelalarını seviyordum. Yağmurlu havalarda yürümek çok güzel ama ayakkabılarım ıslanmasa keşke dedim. Genç kadınların gözlerinin içine bakmak ve susmak çok güzel, konuşmasalar keşke dedim. Bir bardak su ister misin? dedi. İyi akşamlar dedim.

Karşınızdaki kadın yaşça sizden üstünse ve yaşının hakkını vererek yaşamışsa gözlerinin içine bakamazsınız çünkü. Bu anneniz bile olsa.

Pardon annenizle yatmış mıydık dedim? Dedim ya; içinde hayali eşyaların geçtiği sohbetler açıp, gerçek insanlara küfürler savuruyorum ve bunu kimsenin kalbini kırmadan yapıyorum.

Pencereden üstüme kaynar su döken menopoz teyze ölmüş. Yası çok uzun sürmedi yanık tenimde.

—Beni öldür dedim sana ama bunu bana fark ettirmeden yap lütfen.

—Sen zaten beni her yıl öldürüyorsun dedi.

—Gözlerini kapatmanı söylemiştim.

Pastanın üzerindeki mumları üfleme âdeti nerden çıktı acaba? Dilek tutmak falan? Sen doğmuştun ve yıldönümüne şahitlik ediyordu ölü mumlar. Pastadan yapılmış bir tabut eşlik ediyordu mumların cenazesine. Her doğduğun yılın ertesi ışığımı söndürdün dedim.

— Sıra sana da gelecekti elbet, dedi.

— Ne fark eder ki dedim.

Turuncu kapaklı kitaplar okuyan esmer adam, önce sağına sonra soluna daha sonrada tekrar sağına baktı. Yolun bir tarafından diğer tarafına geçmenin de kuralları vardı çünkü.