Yaşıtlarım iyi hatırlar, biz ögrenciyken okul kitapları kırtasiyelerde satılır, ögretmeniniz bir liste yazdırıverir ve sizde anne babanızı alıp kırtasiyenin yolunu tutardınız. Ucundan yoksulsanız veya çok kardeşiniz varsa bazen deftere kaleme kitaba para yetişmez ya veresiye yazdırılır ya da o kitabı da sonra alırız denilirdi. Kimisinin sosyal bilgiler kitabı kimisinin fen bilimleri kitabı yoktu, kimisininde sulu boya takımında ki renk sayısı çoğumuzun babasının yaşından daha fazlaydı.

Sevgili babacığım, bugün bayram ve ben sana yine babacığım diye hitap edemedim, bliyorum gözlerimin ardından yüregime bir kapı açılıyor, sana oradan sesleniyorum belkide şu anda altmış yaşından daha fazlasın, ve ben bir sulu boya takımının içine sığdırılabilecek renklerin matemini tutmuyorum artık. Gözlerime bakarken yüreğimin sesimi duysan ya baba.

Boyu babasının dizlerine yetişebiliyorken, evlerinin telefon rehberine akrabalarının telefon numaralarını kaydederek yazmaya başlamış bir adamın dizeleri bunlar.

Sende olmayan daha çocukken senin özlemin oluveriyor, sekiz ortalı defterleri ve kitapların o tutkala bulanmış kokusuna olan sevgim taa bu zamanlardan geliyor ve mahsun yüz ifadelerine olan hassasiyetim kendimi aynada ilk görüşüme rastlıyor.

Metropol olarak ifade edilen bir şehir de yaşayıp evde tek okuma yazma bilen kişi olmanın trajedisini anlatacak degilim, ne de olsa askerden teskere aldığım güne denk gelir annemin okur yazarlık kursunu bitirmesi.

Ahh anne ne çok isterdim senin gönlünden kopmuş bir mektubu okuyarak uyumayı ama ben öptürmediğin ellerinin kokusuna yazdığım şarkı ile büyütecegim içimdeki tüm sevgi çiçeklerini. Ki o çiçekler hep menekşe, sırf sen çok seversin diye.

Sanki alnımın ortasında bir tabela asılı ve o tabela da cuma ya gittim gelicem yazıyor. Aynaların yalancısıyım en sahicisinden ve hiçbir randevuma geç kalmadım.

Aslını sorarsanız herkes biraz yazar, en suçlu olanları sadece bir vasiyet yazar.