Pespayeydi insan çehreleri, satılıktı gülümsemeleri, kiraya verilmişti hiç bir şart gözetilmeden belden aşağılar. Yağmur yağsa ya keşke dedim, bir karış daha ter aktı sırtımdan. Rutubet bile saldırıyordu boy abdestli taze derime.

O avuç içi kadar yuvarlak ve ucuz mumlarda bitmişti. Evet bu büyük bir sorun çünkü, gözlerimin de feri sönmüştü aydınlatmıyordu, görmekten usandığım hiçte panoramik olmayan manzaraları.

Promosyonlu pizza yemekten sıkıldğım ve dört defa yatsı ezanına şahitlik ettiğim Perşembeyi Cuma’ya bağlayan bir geceydi. Sözcükler daha zihnimdeyken hece heceydi…

Bayram da geçti ve doyasıya öpüştü insanlar, el yüz ve gözlerde dudak gezdirmek suretiyle. Ağzımda ki şeker tadı kadar geçti günler. Günler geçmek için değil mi? Geçmiş günlere öfkeleniyorsun. Geçmiş günler de bizim değil mi?

Hatıralara sövüyorsun, yazdığım hatırat biraz da sen değil mi? Ellerini kaldırmadan konuş benimle, ben senden yüksekte hiç görmedim kendimi.