Yük ve eşya taşınır

Yük ve eşya taşınır.

Uzun zamandır bir başka gözü ortak etmedim, düşlerimin ertesine.
Sabahı dört gözle beklemek ne demekti acaba?

Sana uzaktan adınla seslenmek, kıymetli bir şiirin ilk dizesinin dudaklarımdan coşkuyla kanatlanması. Cumartesi sabahı erken uyanmak gibiymiş adın, öğleden sonra uyanmaya başladıkça anladım.

Aklımın taşındığı dar sokakta ikamet etmeye başladığımdan bu yana, yüreğimin nakliyesini üstlenmeye cesaretim kalmadı ve hiçbir nakliye şirketinin sigorta poliçesinde de kırılacak eşya statüsüne girmiyor kalbim.

Sorumluluk demek, sorunluluk adayı olmak ta demekmiş ve baraj puanı olmadan geçilebilen bir sınav, yaş sınırı gözetmeksizin hayatınızın bir kenarına iliştirilmiş.

Sorumluluklarım ekteki dosya gibiydi, ataçla tutturulmuş. Sırat köprümün hemen başındaki metal dedektörünü zırlatıyor, sorumluluk adı altındaki atacım. İnsanlarla aramı açıyordu, sorunluluklarım. Herkesin kendi sorumluluğu kendine yüz megabayttı zaten. Herkes kendince sorumluluk yüklenme boyutunu aşıyordu. Ekteki dosya herkese ağır geliyordu.

Kalbimin bağlı olduğu internet servis sağlayıcısı, günden güne daha yavaş hizmet vermeye başlamıştı. Aramızda herhangi bir taahhüdün olmayışıydı, kırmızı şaraba bu kadar düşkün oluşum. Şarap kalp sağlığı için önemliydi.

Labirentleri, labirent yapan her neyse, işte oydu beni eski Mısır’da bir piramit gibi taştan yapan. Kum fırtınaları taşıyordu göz bebeklerimden. Öyle olmasa bu kadar şikayet eder miydi insanlık, geçmişinden?

Orta Avrupa’da bir katedraldim sanki başrahip aslında önce bana sahip. Eğer sahip çıkılmazsam, kırılıp dökülüyordu çünkü sıvam.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Pin on Pinterest3Email this to someone

Yorumlar

Yorum

Yorum yap