Sus, sus sorma diyemedim.

Sus, sus sorma diyemedim.

Gözlerine sarıldım en çok. Sarıldım ve gözlerimi kapattım. Gözlerini öptüm, görmedi. Sanki oda mı gözlerini kapatmıştı?

Yaşanabilecek güzel şeyler olma ihtimalinin büyüklüğünden kastım, dedi kadın.
Kadın kastediyordu, farkında olmadan hayatıma.

Sus, sus sorma diyemedim. Cevap vermezsem ona, bir ağrı birikecekti göğsünde ve bilirim o ağrı uyutmaz insanı.

Bir melek kurtarabilirdi ancak hikâyenin varmış olduğu bu noktada beni dedim. Dilim dileğim oldu döküldü dudaklarından adı Melek’ti.

Dilimde ezberden bir dua gibiydi adı, dilim heceleri yuvarlamakta. Önce kendi kulaklarımda adının çınlamasını işitmek bana yazılmış bir şarkı sanki. Susarsam kıyamet kopacak sanıyorum. Konuşursam sen çıkacaksın sevdiğim sokağın köşe yerinden. Birer fincan kahve tokuşturacağız ilk nefes boşluklarımızda. Bir fincan nefes kırk yıl çıkmayacak sanki ciğerlerimizin keselerinden.

Gözleriyle dokundu bana, uzaksın dedi. Olduğum yerde kalıverdim. Yaklaştı, yaklaştı ve daha çok yaklaştı. Gözleri yüzümde tebessüm izi bıraktı. Beni özle dedi arkasını dönüp gitmeden az önce.

Share on Facebook7Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Pin on Pinterest1Email this to someone

Yorumlar

Yorum

Yorum yap