Gergedan

Gergedana ağıt

Akşamları meyhanenin orta yerinde sirtaki yapan gergedan ölmüştü. Hemde çok kurşunla. Bir gergedanın ölümünü acımtırak yapan, yaşamla arasındaki bağın kopmasına neden olan asit değil elbet, yeni cilalanmış parkenin üzerinde boynuzuna bulaşmış haydari ile bıraktığı derin çizikler.

Bir başka gergedanın boynuzu fışkırmak istiyor alnımdan hissedebiliyorum. Kulaklarımın arasında kurulu köprüden atlamak isteyen fillerin çığlıklarını duyarken hissediyorum en çokta. Duyumsamalara neden oluyor yıkım kararının altına imza attığım köprü.

Denizler, şehirler, camiler ve köprüleri sürüklüyorum, ayaklarım çıplak gözlerim rengarenk, gözlerimin ardına hayatlar sürüklüyorum, dünya’ya hapsolmuş hayatlarınız sürtük. Sürtük bir kadınla aynı masada içilmiş iki kadeh için merhum gergedanla çiftli bir cigara tüttürdük. Nafile bir ugraşı, içimize ekili tütün tarlalarında çıkmış yangınları yine söndürdük.

Kargalarla dövüşmek, suda ayak çırpmaktan farksız ya, kelimeler kurşun kadar ağır ve sıcak. Sarsılıyor kürsüler, titriyor eller. Bunu bir tek ben biliyorum siz de bilmezden geliyorsunuz, gergerdanı el birliğiyle öldürdük.

Sömürdük tarlada biten yeşil otu, bahçe kurudu, bağlarda üzüm şarap-ı ihsan. İhsan arayan en çok gergedan, gergedan dediğin kelimelerle çok yerinden vuruldu.

Bir duble hüzünle beslerken kalbini, ikinciyle harap eden gergedan, vuruldu düştü, sürtük bir kadınsılığı anlamadan.

Akıl bir kubbe, fikir kubbede çınlama, kulakta çatlama lakin suret aynada aldatmaca.

Derimin altında damarlarımda enjeksiyon, kurumuş ağaca vurulur ya balta, baltaya sap olmakla baş olmak arasındaki süreç gibi depresyon.

Share on Facebook11Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Pin on Pinterest1Email this to someone

Yorumlar

Yorum

Yorum yap