Önsöz, son sözden sonra gelir bazen…

Ucuz terlikleri ve yakası yıpranmış basit tişörtleri ile evinden işine düzenli seyahat etmekte olan adamın içinde hayvanlara bolca yer verdiği ve hep aynı renk defterlere bıraktığı notlar toplamı…

Olmadı dimi? Olmaz çünkü hiç bir şey kendiliğinden olmaz. Oldurmak gerekir hep.
Sus, itiraz etme. Ben bu hikâyeyi daha önceden okudum. Benim bir bildiğim var. Hiç bir şey kendiliğinden olmaz. Birinin oldurması, olduran kişiyi de bir başkasının doldurması gerekir.

Peki, beni kim doldurmuştu öyleyse? Kim doldurmuştu ve bende karşılığında bunca olan bitenin olduranı sıfatını adımın önüne eklemiştim?

Müziğin sesini kısmak kadar kolay değil insanların seslerini kısmak. Oysa müzikte bir yerde insan sesi değil mi?

N’olur susun dedim. Benimde anlatacaklarım var biraz susun dedim.

Senin dünyana güneşin doğumu, normal doğum mu yoksa sezaryenle mi?
Erken doğum mu yoksa? Seninde mi yarınların küveze alındı?

Pusulası şaşmış bir güneş doğar yarına ve ne kadar daha yarın varsa zihninden diline dökülen hepsi sakat kalmıştır.

Güneşin, bir erken doğumun kurbanıdır. Sakat kalmış yarınları kucaklar ve reçeteler yazdırırsın vizite sonlarında.

Gözlerimden akan yaşlarla emziriyorum yarınım seni. Biri yarın mı dedi? İçinde yarın yapılacak şeylerin listesi mi dedi. Biri ajanda mı takvim mi dedi. Yaprak mı dediniz?

Ben size susun demedim mi?

Çok önceleri bir şarkı duydum. Şimdi sussun kafamın içindeki ses diye çığlık attıran bir şarkı duydum. Senin sesini duydum. Ağladığını duydum. Sonuç hep aynı, ben buydum.

Beraber Orhan Gencebay dinlemiş miydik hiç? Konuşmak istesem beni dinler miydi?
Orhan Gencebay benimle hep konuştu. O konuştu ben dinledim. Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni dedi. Bu seferde söz dinledim. Bütün kandırmacaların başı kendimi uslu ve söz dinleyen bir çocuk olduğuma inandırmamla başlamadı mı?

Siz kendinizi ilk ne zaman kandırmaya başladınız? Fark ettim ki sorularımın hiç kimse için bir önemi yok. Sorunlarımın da. İlk ne zaman milli oldunuz sorusu, aramızda ki sorunu çözer mi? Sorular, sorunları çözer mi?

Karşındakinden dürüstlük uman ben sen o ve tekli çiftli tüm şahıslar önce kendilerini kandırarak başlamadı mı?

Bacaklarını kocaman aç, varsa dalganı sallandır yer çekiminin güçlü omuzlarına. Ne kadar uzun süre bakarsan o kadar dürüstlükten uzaklaşacaksın işte..

– Ne ki şimdi bu?
– Sana susmanı söylemiştim…

İçinden fal çıkan sakızların hayatınızdan ödünç aldığı tüm duygu ve düşünce boşluğunu kıskandım. Bunu kıskandığım için yargılayamazsınız beni, beni yargılamanız için büyük memeleri ile övünen bir kadından ya da kendi penisinin arkadaşının penisinden daha büyük oluşu ile gururlanan bir canlı fotoğraf makinesinden üstün olmanızı beklerim.

Daha ne kadar üstün olabilirimin cevabı video çekim özelliği de ekleyip vücudunun bir yerlerine ve teşhir etmen de olmaz.

Birileri zalimleştikçe kimse mazlumlaşmıyor. Birileri mazlumlaştıkça daha çok zalimleşiyorsunuz.

Notalarda ki “es” lerden güç alan bestecileri kınamadım hiç. Siz de benim “sus” larımı kınamayın n’olur.

Ben buraya çok uzak yoldan geldim. En az sizin kadar pornografik yolculukların kumanyası bu anlattıklarım. Yediğim kazıkların mideye oturması. Diyetinize mani olamayacak tek şey kazık yemek olsa gerek. Ben hiç diyet yapmadım. Ama çok düet yaptım.

Dua ederken ellerimi iki yana açıp göğe kaldırmıyorum. Bu sizin için sorun olur mu?
Tanrının sorun ettiği kesin. Dualarım kurumakta olan ağaçların kabuklarını kurtların yemesi kadar ekosistem. Tek farkı sizinkiler avuç içine sığabiliyor.

Hep aynı yaşta biriyle yatmak sıkıcı mıdır diye soruyorum kendime. O kadar çok takıldım ki buna, kalabalık uykular neticesinde yalnız rüyalar görüyorum.

En sevmediğim soru sen hiç aynaya bakmıyor musun? Yüzümde yüzünü gördükten sonra bıraktım o ayini. Ama insanlara bunu anlatamıyorum. Eksik kalan her şey, bir yerde fazlalığın habercisiymiş.

Ben susarsam siz fazladan anlatacak şeylerin ihtiyacına düşeceksiniz ve kalite kontrolden geçmemiş ambalajı bozuk sohbetlere yol açacaksınız bunu da biliyorum. Bilmek için öğrenmiş olmak gerekiyor. Size öğretilen ve bildiğiniz hiç bir şey de o sorunun cevabını içermeyecek. Öldükten sonra ne olacağına dair bir fikriniz olmadığı gibi.

Öleceğini bilerek yaşamak kadar gerçek bir şey varsa, oda öldükten sonra başınıza ne geleceğini aslında bilmeyişiniz. Birilerinin sadece başına değil tüm bedenine gelsin istiyorum ölüm denen o soğuk elbise. Bilmeden çıktıkları o yolda kaybolsun istiyorum bazen birileri, ikileri ve daha fazlası.

İnsan neden bir yakınının ölümünü bekler? İşte bunu anladığın zaman beni de anlayacaksın.

Kimi yerlerde sen diye kimisinde de ise siz diye hitap ettim. Hayatta bunun aynısı işte sen ile siz arasında ki seçimleriniz neticesinde yapılan aritmetik. Günah ve sevapların ayrı defterlere yazılması müsriflik değil mi? Oysa tanrı müsrifliği sevmez di hani?

İnsansız uçak icat edildiğinde, Tanrı ateistlerin belasını vermişti.
Er ya da geç herkes belasını bulmayacak mıydı? Herkes tanrının denizinden payına düşen suyu içmeyecek miydi? Kimisi tatlı kimisi acı ama çoğu tuzlu.

Kalpli donu olan bir kadınla yatmıştım. Donunu çıkardıktan sonra daha bir hızlı atıyordu kalbi. Bir beynimiz olduğunu hatırlamak için kafamızın içinde her ne varsa çıkaralım mı o halde?

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Pin on Pinterest0Email this to someone

Yorumlar

Yorum

Yorum yap