Of

Of

Ağız dolusu, ciğer dolusu, kucak dolusu, ne kadar boşluk varsa dolduran cinsinden hani. İşte o kadar şişkin oflar çekiyordum ve hatta birkaç yıl sürdü bu of çekişlerim. Çiftçiler tarlalarını sürüyordu, şoförlük edenler otomobillerini, otomobil taksitleri yıllar sürüyordu. Bir of ile bin garabete karşı gelişim taksit taksit yıllarca sürdü.
Yazının devamı…

Dilim, dilim.

Dilim, dilim.

Bu bardağın bir tarafı boş olsun, diğer bir tarafı duru bir su ile dolsun. Bir yarısında fırtına kopsun, diğer yarısı kuraktır çiçekler soldursun. Bu sefer, sözün sömürüldüğü, söğüşlendiği söğüt salkımı, söğüt saçağı ve öğüt kaçağı bu akla seyrüsefer eylensin.

Fırtınalı havada seyir halinde bir yelkenlidir şu dilim. Yerli yersiz serzenişler neticesinde ruhuma işlenmiş kâğıt kesikleri, bedenimden geriye ne varsa dilim dilim. Sen izlerken kıyısından bir kara parçasının yırtılmakta olan benim zihnim.

Likit Dram

Likit Dram

Kaygı denen illet ruhunuza atılmış bir hastalık tohumudur ve yeşermek için üç vakte de ihtiyaç duymaz. Kaygı kaygandır, zemini ıslak hayal kırıklıkları ile döşeli, etrafı keder ile örülüdür. Keder, ruhunuzu kerten ve kertilen yerde oluşan çatlak vasıtasıyla hayallerinizin alçılı kırıklarına arkadaşlık eden bir öykü kahramanıdır. Sizin öykünüzün kahramanı.

Bir yeni ileti

Bir yeni ileti

Merhaba Çocuk;

Umarım her şey yolundadır, içinde bulunduğun zaman aralığında. Hatta temennimi genişleteyim, umarım hala zaman aralığının içindesindir ve hatta aylardan Aralık’tır. Hayattasındır, hayatsındır, hayalsindir, hayallerdesindir umarım.

Sana bu mektubu yaklaşık sekiz yıl önceden 2007 yılından yazıyorum. Bugün 6 kasım ve kasım kasım kasılıyorum seni eve döndürmemek için.  Yazının devamı…

Yetenekli Çocuğun Dramı
karıncamı kendim öldürdüm

Karıncamı Kendim Öldürdüm

Sançiyano hiç işlemediği bir suç yüzünden hapse girer. Hapiste kendini çok yalnız hissetmektedir.

Bir gün hücresinin dar penceresinden dışarı bakarken, parmaklığa tırmanan bir karınca görür. Karıncayı görünce o kadar sevinir o kadar sevinir ki hemen karıncayı eline alıp
“Bu karanlık hücrede o kadar yalnızım ki benimle dost olur musun?” diye sorar.
Karınca duruma anlam veremez ve Sançiyano’ nun elinden atlayarak parmaklılardan yukarı doğru tırmanmaya devam eder. Yazının devamı…

Mağ*

Mağ*

Gözüm bazı zamanlarda televizyona takılır ve insanların demeçlerine kulak veririm. İlgimi çeken, dinlemeye devam ettiğim demeçlerden bir tanesinde ben bulunduğum yere dişimle tırnağımla geldim cümlesi dikkat çekiciydi. Dişi ve tırnağı ile gelmişti bulunduğu konuma.

Ne zaman başladığımı bilmediğim, şikâyette etmediğim fakat çevremdeki insanları rahatsız eden bir alışkanlığım olduğunu aklıma getirdi televizyondan işittiğim bu cümle. Tırnak yemek. Tırnaklarımdan ziyade dişlerim yardımıyla tırnak kenarlarında yer alan etlerimi kemirmem. Çalışma masam da oturduğum koltuğa iyice yerleştim yani dişimle tırnağımla geldiğim konumuma. Yazının devamı…

Sustum

Sustum

İnananlar yaratıcılarından aldıkları güç ile eşrafları içinde kadılık ediyor, ayrıştırıyordu kabilelerini. İnanmışlar ayrışıyor, inanmayanlar suya veya toprağa karışıyordu. Suda balık ve toprağa karışmış tohum esaslı bir kalabalık. Gözün görmediğine, kulak şahitlik ediyor, kulakların işitmediğine ise görkemli halüsinasyonlar aracılık ediyordu.

Sustum. İşittiklerimi anlamak için çok cahil, gördüklerime anlam katabilmek içinse oldukça tecrübesizdim. Ben sustum.

Hiç

Hiç

Zamanı düşmanım ilan ettim güneş battıktan hemen sonra, zamanı durdurmak istedim, güneş doğmadan hemen önce. Duvar saatini asılı olduğu duvardan kaldırıp buzdolabına tıktım. Madem beni yakıyordu geçen her dakika, seni geçen her saat dondurmalı ey zaman.

Dün gece hiç uyumamıştım. Buda demek oluyor ki sabah olduğunda kendimi gece olduğundan daha fazla hiç gibi hissetmekteydim. Bazı akşamlar öfkeme hâkim olamıyorum, öfkeme yeniliyorum hatta. Dün akşam da buna bir örnek işte. Maddeden ziyade manaya bağımlıyım. Bazı manalar beni kendine öyle bir bağlamış ki bunları anlatabilmenin mümkünü var mıdır diye soruyorum hep kendi kedime. Kedime, kendi kendime soruyorum ben bir hiçim ve senin de anan ve baban belli değil öyle değil mi? Yazının devamı…

ertesi gün hapı

ertesi gün hapı

Yılı aylarına, ayları haftalarına, haftaları günlerine ayırmıştık. Pazartesi günlerine başka Pazar günlerine başka muamele ediyorduk. Ertelediğimiz ne varsa gelip hayatlarımızın içine ediyordu. Aklım zaman gibi bir mefhum da değil, gelip gidiyordu. En çok pazartesi günleri intihar ediliyordu ve perşembeler bunu umursamıyordu bile. Perşembe olsam, hayır ben Perşembe olamam. Ben bir Perşembe ertesi olsam, ertelesem cumaya kadar ve haftanın bana veremeyeceği bir yetkiye dayanarak, Cuma yatsıdan sonra, daha yatmadan devlet parasız yatılı okullarından birinde sıra arkadaşım olmuş herhangi birisi, ölüm gibi ama değil yatsam bir uykuya asır gibi sürse. Bundan cumartesi gününe ne?

Haram tuğlalar

Haram tuğlalar

Sütümü bağışladım tuğlalara, aklımın etrafına ördüğüm duvarları besleyip büyüttüm. Kanımı aşıladım, hatıralara, bir değirmen devralıp. Şah damarından kesilmiş hikâyeler öğüttüm. Toz ile külü ayırt edemeyen gözlere isabet ettirip akıl ve ateşten ibaret oklarımı. Sudan buhar, buhardan bulut, buluttan umut imal ettim. İmalattan halka arz ettim, ham maddesi hayal olan hayalet hallerimi. Ben bu gece tuğlalara sütümü haram ettim.

dünyanın en uzun rüyası

dünyanın en uzun rüyası

İddia ediyorum, dünyanın en uzun rüyalarından birini ben gördüm. Yaklaşık üç yıl sürdü. Dünya’ya olan açlığımdan belki de çeyrek asır boyunca kapatmadığım gözlerim uykuların en derinine rüyaların en uzununa doğru yola çıkmak için kapandı. uyku küçük ölüm denir, ben dün değil evelsi gün yeniden doğdum.

Antrakt

Antrakt

Aklıma tebelleş, firar etme eksenli yörüngeler. Gidip te dönmemeler, dönüp te yana yana hiç sönmemeler. Gez, göz ve arpacık, gözlerimi kapatırsam içimdeki kömürden kaleler görünür tabi apaçık. Kargacık, burgacık öyle ya da böyle buram buramcılık. Karma değil, karışık. Renk, koku, ses ve ışık için tanımlanmış duyularımı yasladığım duvara örülü adi bir sarmaşık. Yazının devamı…

Dünya Tablası

Olmuşlara, ölmüşlere dünya tablasında izmarit olup sönmüşlere miydi?
Kötü koku bir şeylerin bitmediğinin göstergesi midir?
Bu acı tebessüm orta doğu mutfağından bir kesit değil.
Bazı geceler gece, bazı günlerde güneş değil.
Bıyıklarımda biraz sarartı, sebebi tütün değil.
Bambaşkalarına atfedilmiş lakırdı.
Lakırdı çiçek değil, yumuşak teninizi tahriş edebilir kaktüs.
Yumruklarımdan küçük beyinleri var.
Kalbimi zaten hiç anlamıyorum.
Tıbbı terimleri de sevmem zaten.
Tükürükle bulaşır mı enfarktüs? Yazının devamı…

gunaydin
geceleri, gizli gizli

geceleri, gizli gizli

Niyetim fezayı sıyırmak kabuğundan, yırtmak sert ve gözle görülür ne varsa dışımıza hâkimiyet kurmuş.

Niyetim, savurmak, rüzgâra muhtaç olmuş mahallere aklı serinimi. Kıymet denilen ölçü, muhtaç olan tarafından belirlenebilir ve ucube aklı aksanım belli belirsizdir.

Niyetim vurmak, topuklarından, dizlerinden yahut kasıklarından külhana mevzu bahis olmuş ağaları, beyleri. Niyetim, vurulduğum topraklara asit karıştırmak cesedim aracılığıyla. Arada aracı olmadan anlaşabilmek biraz daha az ağrı şakaklarımda.

Ensemde üfürüğün Mikail, bilmez misin yağmuru sevdiğimi. Nota bilmez İsrafil, dur üfürme suru ne de olsa üflemeli çalgılar hiçte dindar değil.

Ellemeseler yerle yeksan yârenlerime, ellerim yâre, sürtünüyor kararmış sineme, dolunay dahi isyankâr günüme geceme, parmaklarımı kopar ve beni boğ açmaktaki güllerle.

Yürek-siz

Yürek-siz

Çok kıymetli bir hayat yaşadığımı sanmıyorum, sadece 83 lira 50 kuruş tuttu, hiç tanımadığım bir taksi sürücüsüne hayatım sandıklarımı anlatmam. Yüz lira uzattım, torpido gözünde kalan son biramı ceket cebime iliştirdim kapıyı açtım işte o anda fark etmiştim bir yanlışlık olduğunu ona durmasını söylememiştim ki. Park halindeki bir aracın dikiz aynasını kırmıştı anılarım. O gece kimsenin kalbi kırılmamıştı. Sabah uyandığında kırık aynasına kustuğum park eden aracın sahibi hariç.

müstesna

Güneş batalı az, gölge aramaya çıkalı çok vakit olmuş. Belki de en az miladi takvimin icadı kadar, kum dolmuş yüzümün saydam tabakasına. Yaz olmuş, güz olmuş, nice vasiyetin üzeri toprakla dolmuş. Ne kadar sinsi sansar suret varsa gözlerimin ferine yansımış, yalanmış önümden bir kap yal almış. Ömrünce bir adım atmamış, sen düşünce koşarak yol almış.

Bulanık seyretmekte olan gözlerim için hiçte münasip değil, bu müstesna cehennem lakin lügatımıza girmiş bir defa içinde olsun geçen ahlar, vahlar. Kalından inceye doğru sivrilmiş serzenişler, sersemletmişler. Sektirmişler, siktirmişler.

1741842_636594523070188_1394384115_n

Usul, ufak ve utangaç rüzgârların mağlubiyeti

Rüzgârlar be sevgilim;

Rüzgârları anlatmak isterim sana önce usul olanlardan başlayarak, hani şu saçlarını omuz hizana yükselten, omuzlarına bir buse kondurmamı emredercesine kulaklarıma fısıldayan rüzgârları işte.

Mayıs ayında martılara masmavi boğazda çığlık attıran usul, ufak ve utangaç rüzgârları işte, omuzlarına yasladığım başımı göğe kaldıran, aklımda aklımdan daha ak bir sancı ve göğsümde baldıran otu sarartan rüzgârları. Yazının devamı…

Vasi atanmamış, vasiyet

Son zamanlarda çok fazla eveleyip gevelemeye başlamıştım, tasamı savururken. Kekelemeye de başlamıştım. Son zamanlarımdı belki, onun da etkisi olabilir. Her sonun yeni bir başlangıç olabileceği gibi.

Her başlangıçtan önce mutlaka bir veda öpücüğü ve dillerin lal olmaya yatkınsa hatta ayıracaksan başını gövdenden (saçlarını ortadan ayırmaya benzemez) kekremsi bir tadı bile olacaktır öpüşlerinin. Yazının devamı…

İsyan

Gerisin geri dönüp başladığım yere, tükürsem ya yüzlerine art arda belki milyon kere. Sorarlarsa bu sağanak ayaklanma ne diye? Yaşamak, ölesiye.

Veliman Sekiz

miadı dolmakta konservelerin

miadı dolmakta konservelerin

Bazen miadı dolmak üzere olan bir konserveden ne farkım var ki benim diyorum. Haksızda sayılmam hani. Miadım dolmak üzere. Korkuyorum açılırsa kapağım, kötü kokular musallat olacak çevreme.

Gemi ile bir seyahate çıktığınızı düşünün ve sizi deniz tutuyor. İşte dünyadaki hükmüm de bu kadar. Biletsiz bir yolcunun endişesine bir de deniz tutmasını ekleyiverin işte o kadar.

Susuzluktan dudaklarınız çatlamış, kavruluyorsunuz ve gözleriniz yaşlı. Kendi gözyaşınızı içer miydiniz? Gözyaşlarım kendi boyumu çoktan geçti ve yüzme bilmiyorum. Hayat denizi ne kadar da gaddar beni susuzlukla sınıyor, kendi gözyaşlarımı içiyor ve toprağıma tuz serpiyorum.

Çiçekler, meyveler

Sahibinden kiralık rüyalar ve hiçte kuş tüyü olmayan yataklarda süresi sekiz saati geçmeyen uykular şehriydi yaşadığım kent.

Dönme-li Dün-ya

eski köprünün altında

çalı

Giz beni yok etsin, yok beni siz. Siz, benim olanı çalı. Çalılar aklımdan geçerken selam vermiş birer gaip anı. Anlatmama yardım edecekse gözlerimden ve kulaklarımdan fışkırmayı arzulayan gözyaşı ve kanı, işareti kabul edin yok edeceğim aklıma kurulu tahtsız saltanatı.

Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Jetonlu turnikeler tarih olmuştu, tarih denen koca yığında jeton kadar.
Şubat’tı, Mart’tı ve eylül ekim, aylar yıl, yıllar, kar tanesi. Gelip kondular saçlarımıza.
Bazılarımızın başında saçları yok oldu, bazılarımızın saçları vardı, akılları başlarından uçtu.
Kanatlı canlılar ne garip anne? Dün öptüğüm kelebek bugün uff oldu.
Beni öptün ya sen, boğulduğum insan denizinde suni teneffüs oldu.

Tek marifetim

On parmağı el ele tutuşmak suretiyle bir arada tutabilmek hünerli bir hareket ve yanlış bilinmesin yok on parmağımda on marifet. Eninden ziyade boyuna da bakar zarafet. Mutluluktan ağlanacaksa, tenine düşen gözyaşına karışır asalet.

Seninle ben gündüz ve gece. Ben seninle her şeyden azar azar yüklemsiz bir tümce.

Hal

Hal

Sizi kendi halinize bırakmıştım çoktan, halsizliğimi çokça umursamadığım herhangi bir Çarşamba belki de. Söylemedim, yazdım. Sizi kendi halinize bıraktım. Bakkaldan çiklet çalan yüzbinleri sırtüstü rakı içtiğim ihtiyar masaları yüzüstü ve sizleri kendi haline. Yazının devamı…

Doktor Kontrolü

doktor kontrolünde terkediyorum seni!
çiğnediğim jilettin çünkü

ciddiyetini kaybeden alkoldün
burda kötü tesadüftü dudaklarının zihniyeti
harcadığım hayattın
harcadığım, vekaletini aldığım haşarı velet
evet, sesimdeki tattın
sesimdeki rüya, sesimdeki avuç, sesimdeki dağ
kısmi yalnızlığımın nüfus patlaması
kuduran parmaklarım,
kuduran parmakizim Yazının devamı…

Metropol Solucanları

Metropol Solucanları

Herkesin birbirini becermek için can attığı bir labirente hapsolmuştum. Evet tam da böyle hissediyordum. Bacaklarımın arasında ve omuzlarımda hatta gögsümde onlarca el, avuç açmıştı. Yazının devamı…

Korsan denildiğinde…

Ah Muhsin Ünlü

Resulullahla Benim Aramdaki Farklar

Resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
Resulullah yolda Ebu Bekir’i görse ‘Es Selamu Aleyküm Ya Sıddık’ derdi,
ben yolda Ebu Bekir’i görsem tanımam.
Resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
Ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz. Yazının devamı…

Muharrem Ertaş – Küsmedim Neşedim

Yazının devamı…

Gergedan

Gergedana ağıt

Akşamları meyhanenin orta yerinde sirtaki yapan gergedan ölmüştü. Hemde çok kurşunla. Bir gergedanın ölümünü acımtırak yapan, yaşamla arasındaki bağın kopmasına neden olan asit değil elbet, yeni cilalanmış parkenin üzerinde boynuzuna bulaşmış haydari ile bıraktığı derin çizikler.

Bir başka gergedanın boynuzu fışkırmak istiyor alnımdan hissedebiliyorum. Kulaklarımın arasında kurulu köprüden atlamak isteyen fillerin çığlıklarını duyarken hissediyorum en çokta. Duyumsamalara neden oluyor yıkım kararının altına imza attığım köprü. Yazının devamı…

Balonla seyahat
Kelime-i Taarruz

Kelime-i Taarruz

Tren raylarının gıcırtısından farksız şimdi söylenmiş onca söz.
Dişlerimi kamaştıran kim bilir kimde yadigar, bir çift ağlamaklı göz.
Buruşmuş dudaklarıma yakışmıyor kördüğüm.
Tanrım dillerimin bağlarını çöz.
Yazının devamı…

Gönül Penceresi
Mahçup

@Caracomus

Kağıt üzerinde orgazm

Kağıt üzerinde orgazm

Dünyasını kurgulamaktan aciz yaratılmışlar, kurgu roman okuyarak tatmin ediyorlar kendilerini. Bir romanın çok satılması iyi adledilmesi okuru tarafından begenilmesi, onu hayalgücü vasat ne kadar kişinin okuduğu ile de orantılı diye düşünüyorum.

Aynı yer kürede birlikte oksijen tüketmekte olduğumuz birileri var. Kimisini akıllı kimisini de deli, iyi veya kötü addeden birileri. Kendisinden farklı olanı öteki ilan eden, ötekileştirmekten haz duyan hatta buna bağımlı. Yazdığım hiç bir şey sizin genellemelerinize ve ötekileştirmelerinize açık değil. Sizler için hikaye, roman, şiir, aforizma ve özlü söz yazanlarla kendinizi tatmin etmenizi tercih ederim açıkçası ve hatta kağıt üzerinde ne şekilde orgazma ulaştığınız beni hiç ilgilendirmeyecektir.

İnsanın okudukları gözleri vasıtasıyla akıllarına açılan pencereden içeri girmeye başlıyor önce. Sonra beyniniz sindirime geçiyor ve yavaş yavaş kanınızda dolaşıyor yazarın mürekkebi.

Yazarlar çaresiz insanlardır ve çare bulduklarında artık yazar sayılmazlar der Bukowski.

Bir Küçük Zaman

Beni benimle başbaşa bırakın biraz
Ki sevebilelim onunla birbirimizi
Biraz zaman tanıyın n’olur bana biraz
Ki dünya barıştırsın benimle beni Yazının devamı…

Mayıs

Dünya sikimde değil. Senin de öyle. Ne de olsa sik astronomiyi pek te ilgilendiren bir şey değil. Hadi susalım.

Veliman Sekiz

Tiryakinin selamı

Tiryakinin selamı

Beni hangi sıklıkla öksürük tuttuğuna dair bir fikrim hali hazırda yok, on beş yıllık tiryakiyim daha emekliliğe çok var diyorum. Der demez yakıyorum bir sigara daha.

Anlattıklarınızı dinliyorum da. Anlatmadıklarım bilinse, çığ düşecek beyinlerine kardan adamların. Oysa bir felaketi en çok omuzlarına yakıştırıyorum insanların, çünkü dünya başlı başına bir felaket ilan etmiş kendini ve amuda kalkmaktan başka çare de bırakmamış toprağa ayak basan her ne varsa.
Yazının devamı…

Evgeny Grinko – Valse

Mata Hari

Adalet sizsiniz.

Yazdıklarımdan ben, okuduklarınızdan siz ve sustuklarımızdan eski sevgililerimiz mesulse eğer dünyanınızın adaleti yok. Görmeyene göz, işitmeyene kulak, dilsize cümle olamamışsanız bir kere olsun, adil değilsiniz. Adaletsizsiniz demiyorum. Adalet sizsiniz, tecellinin duyularınızla, duyularınızın ilahla olan ilişkisinden de mesulsünüz.

Adaletin Bumu Dünya

İntiharlara

İntiharlara

“Yabancı” kelimesi tüm dünya dillerinde antipatik geliyor kulağa.
– Yabancı olmak?
Yabancı olmak öyle değil ama sadece korkakları ürkütüyor zannımca. Yazının devamı…

Mana

#yineduserdimyola

Yazının devamı…

Akli boşluk

Akli boşluk

Ağzımda birikmekte olan salyalarımın eşliğinde, köpek dişinde sızı benim dilimden dökülenler. Düş hekimleri çare aramakla meşgul, kırılmış azılara. Azı benim kalbim ve sallandırmakta kendini sizin akli boşluklarınızda.
Yazının devamı…

Bab-ı Esrar

Karbonmonoksit haram mıdır?

Karbonmonoksit haram mıdır?

Biraz kahve, birkaç fincan kadar ve ardından köpüklerinden kopmamak için direnen kocaman bir bira. Evet, şimdi biraz gözümü açar gibi oldum. Neden bir duble de rakı içmiyorum ki? Evde buz var mıydı?
Yazının devamı…

Sigarayla Savaş Derneği
Kuş

Zihni gübrelerinize

Aklım ile dilim arasında çitler örülü ve o çitlere kuşlar konup duruyor bazı gün, güneşin doğuşundan önce. Bazı gün, güneşin batışından sonra. Kuşlar hep aynı gün hep aynı gece, aynı çitlere konuyor. Aynı zamanlarda ayrı kuş cıvıltıları çınlıyor, orta kulağımdan az ötede. Çekiç, örs ve üzengi çıtırsı eşliğinde, gögsüme konuyor kuşlar. Göğsüm bir kafes, ama ben kafeste alamam ki nefes.

Kemik bir çerçevede asılı beynim, dünyamın çivisi çıkalı da çok olmuş. Belki de bundandır eğreti tükrükler saçıyor dilim, zihni gübrelerinize.

İnsanlar diye başlayan cümlelerimin muhteviyatında geçmekte apaçık, hayvanlar.

Veliman Sekiz

Ali

Öyleyse ben size hep Ali diyeceğim
Aşk bazen çok Ali

Mehmetler ölüyor, Aliler öldürülüyor çünkü
ayşelerse doğuştan ya dul ya evli
Ayşe bazen çok Ali
Yazının devamı…

Salı ertesi
Kanatlanıyor kafam
Aslını sorarsanız herkes biraz yazar

Aslını sorarsanız herkes biraz yazar

Yaşıtlarım iyi hatırlar, biz ögrenciyken okul kitapları kırtasiyelerde satılır, ögretmeniniz bir liste yazdırıverir ve sizde anne babanızı alıp kırtasiyenin yolunu tutardınız. Ucundan yoksulsanız veya çok kardeşiniz varsa bazen deftere kaleme kitaba para yetişmez ya veresiye yazdırılır ya da o kitabı da sonra alırız denilirdi. Kimisinin sosyal bilgiler kitabı kimisinin fen bilimleri kitabı yoktu, kimisininde sulu boya takımında ki renk sayısı çoğumuzun babasının yaşından daha fazlaydı. Yazının devamı…

Geyik muhabbeti

Zahit Bizi Tan Eyleme

biz ha isek, siz de ha’sınız
siz hu iseniz, biz de hu’yuz
haydan gelen huya gider…

Kan toplamış eller

Tuzak gözlerin

Kan toplamış ellerimi bastırıyorum göğsüne, gögsünde bir kan topu ellerim. Tek arzum kalbinden akıp geçebilmek.

Saçların, saçların be sevgilim kim bilir kokusunu hangi çiçekten almış.

Planlı kurulmuş bir pusuda geçiyor gözlerin, gözlerin hiçte tesadüfi olmayan bir tuzak beynime. Tanrı istediği için kurulmuş.

Tabutmag

Sondan bir önceki cümle Tabutmag’da

Kasım ayı sayısında benimde bir yazımın yer aldıgı #Tabutmag dergisi Beyoglu Aziz Kedi Kitabevi ve Mephisto’da. Okuyun okutturun efenim!

Sahipsiz Hayvanlar
İçinde manifatura geçen ızdırap.

İçinde manifatura geçen ızdırap.

Sözüm senet yerine geçiyordu lakin manifaturacılarda senet geçmiyordu. Örmeyi bildiğim halde sana bir atkı çıkaracak kadar orlon alamamam sırf bu sebepten.

Nejat Uygur

Nina Simone – Don’t Let Me Be Misunderstood

İhtiyar Şemsiye

İhtiyar Şemsiye

İhtiyar kadınların dudaklarında beddua belkide adım. Sanma ki ihtiyarlamak demek dizlerinde en incesinden bir sızı, ben sevdiğim tüm kadınların dizlerinde bir bağ çözümü değil miydim?  Yazının devamı…

Parlamento mavisi

Parlamento mavisi

Parlamento mavisi düşünceler süzülüyordu, akıl denizimde.
Keşke beyniminde bir dili olsa ve sussa dedim.
Fiziğime dair en büyük müdahalem göbeğime olabilirdi.
.
Kadınların doğurğanlığı suni olmadığı sürece, bir erkeğin tekelindeydi.
Üreme sistemi dahi kaideler üzerine kurulu.
Peki ya ürettiğimiz düşüncelerin kaidesinde kim ve ne var?
İstisnai sapkınlıklar kurallar dahilinde doğrulmuş fikirlerinizin altında ezildiğinde siz de benim gibi mi hissediyorsunuz? Yazının devamı…

Leyla Gencer
Hayati hayaller

Hayati hayaller

Hayati tehlikeler atlatıp duruyorum, hayali nedenlerden ötürü ve ben sizden daha yalnızım çünkü hiç bir duvarın gölgesine sığınmadan ağladım yine.

Hıçkırık mı yoksa öksürük mü senin naçiz bedeninde bir yaprak titremesi? İçimde yer yerinden oynuyor, tansiyonum richter ölçeği ile ifade ediliyordu. Ben yine de titremedim.  Yazının devamı…

Küvet

Dedim ya, Eylül’dü. Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.

Cemal Süreya

Charles Bukowski
Mastürbasyon
Kördüğüm atılmış cehennem

Kördüğüm atılmış cehennem.

Çünkü önce nefesim ve dilim, ardından yüreğim düğüm düğüm. Bu düğümleri çözmekten vazgeçmeme sebep olacak şeyse üst üste atılmış birer kördüğüm.

Susmak ile konuşmak arasındaki fark kendi araf-ımıza denk ve ben ne zaman konuşmayı denesem biraz daha çok batıyorum günaha. Sevmek günah be sevgilim. Çünkü ne zaman seni çok sevdiğim geliyor aklıma ve biraz daha batıyorum günaha.

Arkası Yarın

Arkası Yarın

Pespayeydi insan çehreleri, satılıktı gülümsemeleri, kiraya verilmişti hiç bir şart gözetilmeden belden aşağılar. Yağmur yağsa ya keşke dedim, bir karış daha ter aktı sırtımdan. Rutubet bile saldırıyordu boy abdestli taze derime.

O avuç içi kadar yuvarlak ve ucuz mumlarda bitmişti. Evet bu büyük bir sorun çünkü, gözlerimin de feri sönmüştü aydınlatmıyordu, görmekten usandığım hiçte panoramik olmayan manzaraları. Yazının devamı…

17 Agustos
Milli Sevda

Milli Sevda

Onu tanıdığım günü milli bayram ilan edecegim gönüllere kurulmuş ülkemde. Bayrak değil en kıymetlisinden bir gülümesi çekilecek göndere.

Ben sevdamın huşusunun aktığı denizden yudum yudum içip yine aynı denize akıtırken gözyaşlarımı. Ne duruyorsunuz bulutlar, hadi saygı duruşuna geçsenize.

 

Kan, irin, döl, am suyu ve rakı

Charlie Chaplin

Özür dilerim ama ben imparator olmak istemiyorum.

Özür dilerim ama ben imparator olmak istemiyorum. İnsanlara hükmetmek ya da ülkeler fethetmek istemiyorum, bunlar beni ilgilendirmiyor. Benim amacım elimden geldiğince herkese yardım etmek; Yahudi, Katolik, siyah ya da beyaz tenli olsun fark etmez.
Aslında hepimiz birbirimize yardım etmek istiyoruz, insanlık bunu gerektirir çünkü. Hayatımızı diğerlerinin acıları üzerine değil, mutlulukları üzerine kurmak isteriz. Kimseden nefret etmek ya da kimseyi hor görmek istemiyoruz.

Yeryüzünde herkese yetecek kadar yer ve zenginlik var. Hayat hür ve mutlu bir şekilde yaşanmalı ama biz bu doğru yoldan koptuk.

Yazının devamı…

Yüzyüzeyken Konuşuruz

Yazının devamı…

Nota adım

Nota adım

Soyun, soyun lütfen ve çürümekte olan kabuğundan arın.

Kendi kendime konuştuklarım içinde en sevdiğim repliktir bu.

Tenime çarşaf gerilmiş sanki ve yüzümün arkasında bir yüz daha var sıyrılabilsem suretimin nevresiminden ah.  Yazının devamı…

Gözlerimi bağışlasam ya organ bankasına, başka türlü seni görmezden gelemem çünkü.

Veliman Sekiz

Bir zamanlar Ankara da

Kör / Blind

En çok kalabalık içinde yalnız kalırız. En tok, sofrada kürdan koyacak yer bulamadığımız zamandır. En büyüğümüz en küçüğümüzü ayağı ile ezdiği an varolur. Ve en küçüğümüz sağ kolunu vermeye hazır olduğunda, büyür.  Yazının devamı…

Deve kuşu

İnsanların tek yaptığı birbirlerinin hayatından rol çalmaktı ve bunca kapkaç hayat arasında, belki de benim tek ihtiyacım olan sıcak bir düş almaktı.

Veliman Sekiz

hassiktir

Hassiktiriniz!

Akşam oldu mu keyif verici maddelerden konuşuyorduk. Gündüzleri hiç keyif vermiyordu çünkü. Gece olması için şart olan sadece iki hece ve iki heceli isimlerde aranıyor keyif.  Yazının devamı…

Olanlar olmuş

Ben mi gülmüyorum Tanrı’m?
İnsanlar mı somurtmuş?
Görmeyeli buralara
Olanlar olmuş,olanlar olmuş.

Poşet çay sevmeyenlere
Gündüz gölgeleri

Gündüz gölgeleri

Leblebi çekirdek geliyor şimdi yalnız yürüdüğüm sokaklar evet seninle ayaklarım olmasa da o sokaklardan geçerim, rüzgârı kıskandırmak pahasına.

Ellerimden çoktan vazgeçtim mesela. Çünkü ellerim sen olmadan portmantoda ki askıdan farksız. Dur bunu daha önceden söylemiş miydim yoksa? Daha önceleri söylenmiş tüm sözleri gölgede bırakmalıyım ama. Gözlerin gün ışığı gibi gönlümü aydınlatıyorken, banane ki tüm gölgelerden.

Yazının devamı…

Marsis Dağı

Gökle bir olmadıkça, yerle bir oluyor insan.

Murat Menteş

Sigara içelim mi?

Umut Adan – Beni Seçtiğin Bu Yerde

yumuk yumuk gözlerin altına yerleştim
sensizim diyenlere güven biraz
ah aşkın yanından ben de geçtim
sevmedim diyen herkes sürgündür naz

beni seçtiğin bu yerde
tebessüm var genç yüzlerde
beni seçtiğin bu yerde
dolaştım gafil Yazının devamı…

Can Simidi

Can Simidi

Sevgilim, suyun kaldırma kuvveti de neymiş gözlerinin kandırma kuvvetinin yanında? Su kadar şifa olan gözlerine kanmak uğruna, ne denizler aşmış ne kulaçlar atmışımdır kim bilir? Hem de hiç yüzme bilmeden.  Yazının devamı…